TAŞKÖPRÜ
Taşköprü Batı Karadeniz bölgesinde Kastamonu İline bağlı bir ilçedir. Yüzölçümü 1752 km2dir. İlçe merkezinin nüfusu 16.836, köy nüfusu 27.567 kişi olup, toplam 44.403 nüfusuyla Kastamonu'nun en büyük ilçesidir.
Kastamonuyu Sinopa bağlayan karayolu üzerinde, Kastamonuya 42 km, Hanönüne 27 km. uzaklıktadır. 126 köyü ve 14 mahallesi vardır. Deniz seviyesinden yüksekliği 550 m. dir.
Kuzeyde Çatalzeytin ve Türkeli, güneyde Tosya, doğuda Hanönü ve Boyabat ilçeleri, batıda da Kastamonu Merkez ve Devrekâni ile çevrilidir. Kastamonunun doğu kesiminde yer alan ilçenin kuzey, doğu ve güneyi dağlık alanlarla kaplıdır. İç kesimi ise orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerden oluşmaktadır. Kuzey kesimini Küre (İsfendiyar) Dağları, güney kesimini de Ilgaz Dağının kuzeydoğu uzantıları engebelendirir. Çangal Dağı (1.585 m.), doğusundaki Elek Dağı (1.540 m.), güneybatısındaki Kiraz Dağı (1.465 m.), güneyindeki Saraycık Dağı (1.350 m.), batısındaki Obrucuk Dağı (900 m.) ilçenin en önemli yükseltileridir. En önemli akarsuyu Kızılırmakın en büyük kolundan biri olan, Batı-Doğu doğrultusunda uzanan Gökırmaktır. İlçe topraklarından kaynaklanan suları, Kızılırmakın kollarından olan Gökırmak toplar. Ilgaz Dağının kuzey yamaçlarında doğup, ilçe toprakları içerisinde Gökırmaka katılan başlıca akarsular Akkaya Çayı ile Karadere ve Uluderedir. Gökırmak, Daday, Kastamonu, Karasu, Alpagut, Ağçıkavak, Çit, Çakmak, Çana, Hamzaoğlu, Küre ve Kavakpazarı Çaylarını da alarak Boyabat yönüne doğru devam eder. Gökırmak Vadisindeki bu düzlükler tarıma çok elverişlidir ve ilçenin başlıca tarım alanıdır.
Doğal bitki örtüsü step görünümündeki ilçenin dağlık alanlarında çam, köknar, kayın, meşe, kavak ve ıhlamur ağaçları ile kaplı ormanlar bulunmaktadır. Her mevsim yağış alan Taşköprüye İlkbahar yağmurları ile bereket saçılır. İlçenin orman örtüsü gürdür. İlçede tipik Karadeniz iklimi hüküm sürmekte olup, yazları sıcak, kışları ise ılık geçmektedir. Taşköprü her mevsim ayrı bir güzeldir.
İlçeye adını veren taş köprü, Gökırmak üzerinde ve ilçe girişinde bulunmaktadır. 68,5 mt. uzunluğunda ve yedi gözlü tarihi köprünün bu gün altı gözü açık olup, 1366 yılında Yağmur Beyin oğlu Ali Bey tarafından Kastamonu Emiri Adil Beyin oğlu Celalettin Bayezıt (Kötürüm Bayezıt) adına yaptırılmıştır.

* * *
Taşköprü, insanlık tarihi boyunca değişik
uygarlıkların kurulup yok olduğu bir yöre olmuştur. İlçenin İlkçağ tarihi ile
ilgili kesin bilgi bulunmamakla beraber, M.Ö. 1100-700 yılları arasında
Kastamonu ve çevresinde Paflagonialıların egemenlik kurdukları bilinmektedir.
Paflagonianın sınırları içerisinde yer aldığı sanılan yörede, Hititler,
Frigyalılar, Kimmerler ve Lydialıların egemen olmuş, M.Ö. 4. yüzyılda Perslerin
eline geçmiştir. M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender Anadolunun büyük bir bölümü
ile Kastamonu yöresini de egemenliği altına almıştır. İskenderin ölümünden
sonra yöreyi ele geçiren Pontus Krallığı M.Ö.I.yüzyılda Romalılar tarafından
ortadan kaldırılmıştır. Taşköprü, Romalılar zamanında 1. ve 3. Yüzyıllar
arasında en zengin dönemini yaşamıştır. Zımbıllı Tepesi akropol olarak
kullanılmıştır. Uzun süre Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan yöre M.S.
395 yılında İmparatorluğun bölünmesiyle Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans)
toprakları içerisinde kalmıştır.
11. yüzyılın başlarında Bizansın
Paphlagonia Themasına bağlı olan yöredeki en önemli yerleşim yeri Pompeipolis
idi. Pompeiopolis , Taşköprünün kuzeyinde, Kastamonunun 45 km. kuzeyinde yer
almaktadır. Pompeiopolis M.Ö. 65-64 yıllarında Pompeius tarafından Amnias
vadisinin doğu-batı yolu geçişi üzerinde Bithynia-Pontusun iki vilayetinde bir
şehir eyaleti olarak kurulmuştur. Pompeiopolis, M.S. 7. yüzyılın ortalarında bir
piskoposluk merkezi olarak önem kazanmıştır. Kastamonu müzesi tarafından yapılan
arkeolojik kazılarda çok sayıda çok iyi durumda mozaik döşemeler ortaya
çıkmıştır.
Bizanslılardan sonra, Anadolu
Selçuklularının eline geçen ve Bizanslılar ile sık sık el değiştiren yöre, daha
sonra Danişmentlerin, 13. yüzyılda Çobanoğlularının ve 14. yüzyılda da
Candaroğullarının egemenliği altına girmiştir. 1392 yılında Osmanlı topraklarına
katılmıştır. Ankara Savaşından (1402) sonra Sinopta yaşayan İsfendiyar Bey
yöreye hâkim olmuştur. Osmanlı birliğini yeniden kurmayı başaran Çelebi Sultan
Mehmet İsfendiyar Beyi kendisine bağlamış ve Candaroğullarının Osmanlılara
katılmasını sağlamıştır. Bunun ardından 1461de Fatih Sultan Mehmet zamanında
yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içerisine alınmıştır.
Osmanlılar zamanında kadılık olarak
idare edilmiş, 1868 yılında ilçe olmuştur. 19. yüzyıl sonlarında Kastamonu
vilayetinin Merkez sancağına bağlı Taşköprü kazasının sınırları içinde idi.

* * *
Taşköprü ilçesi doğal güzellikler ve tarihi eserler bakımından çok zengin bir ilçedir. Bu turistik yerleri ve tarihi eserleri şöyle sıralayabiliriz.
1-MESİRE YERLERİ
Seymenli mesire yeri : İlçeye 22 km. uzaklıkta, Taşköprü-Çiftlik Köyü yolu üzerinde, ormanla kaplı, soğuk suyu, eğlence ve yemek yeme yerleri bulunan bir dinlenme yeridir.
At meydanı mesire yeri : İlçeye 17 km. uzaklıkta, Taşköprü-Çiftlik Köyü yolu üzerinde, ormanla kaplı, soğuk suyu, eğlence ve yemek yeme yerleri bulunan bir dinlenme yeridir.
Kabalar, Küçüksu ve Sakız Göletleri : Sulama amaçlı yapılan bu göletler, çevrelerindeki orman ve yeşilliklerle mesire yerleri olarak kullanılmaktadır. İlçemiz halkı tarafından yaz mevsiminde bu göletlerde bulunan sazan, aynalı sazan ve yayın balıkları avlanmaktadır.

2-ESKİ YERLEŞİM YERLERİ
Antik Pompeiopolis kenti : Paflagonya eyaletinin merkezi olan antik Pompeiopolis kenti İlçe merkezinin hemen kuzeyinde Zımbıllı Tepesi adı verilen bölgede bulunmaktadır. Eyalet valisinin sarayının, mabetlerin burada olduğu ve kentin ileri gelenlerinin burada yaşadığı bilinmektedir. Bu antik kentin toprak altından çıkarılması için çok büyük çapta kazıların düzenlenmesi gerekmektedir. Bu gerçekleştiği takdirde ikinci bir Efes antik kenti ortaya çıkarılacak ve Taşköprü büyük bir turizm potansiyeline kavuşacaktır. Yörede gerçekleştirilen sınırlı sayıdaki kazı çalışmalarında çıkarılan eserler Kastamonu Müzesinde sergilenmektedir. Daha ayrıntılı bilgi için Paphlagonıa Pompeıopolise bakınız.
3-TARİHİ TÜMÜLÜSLER
Taşköprünün 13 değişik yerinde 70 civarında tümülüs tespit edilmiştir. Bu tümülüsler içlerinde eski çağlara ait tarihi kalıntılar barındırmakta ve kazı çalışmaları ile gün ışığına çıkarılmayı beklemektedir.
4-KAYA MEZARLARI
Kalekapı Kaya Mezarı : Kastamonu Taşköprü ilçesine 17 km. uzaklıkta bulunan Donalar (Süleyman) Köyünde bulunan kaya mezarı ilk kez Prof.R.Leonhard tarafından bulunmuştur. Daha sonra bu mezarı Kastamonu Müzesi Müdürü Ahmet Gökoğlu incelemiş ve yayınlamıştır.
Mezar anıtı Gökırmak Çayının ovaya ulaştığı yerdeki yüksek bir kaya kütlesi üzerindedir. Kaya mezarı birisi yatay, diğer ikisi de meyilli olarak üç kirişin birleşmesinden meydana gelmesinden oluşan bir cephe görünümüne sahiptir. Mezar yerden 8 m. yüksekliğinde oyulmuştur. Mezarın girişi 4,5 m. uzunluğunda, 2 m. eninde ve 3.10 m. yüksekliğindedir. Girişte iki sütun bulunmakta olup bu sütunların birbirleri ile ve duvarlarla açıklıkları birbirinin eşidir. Bu sütunlar dört köşe bir kaide üzerinde yuvarlak silmelidir. Sütun gövdesi de yuvarlaktır. Bunlardan soldakinin üzerine bir haç motifi ile Tanrı yazısı Grekçe yazılmıştır. Sütun başlıkları Paphlagoniadaki diğer kaya mezarlarında olduğu gibi dikdörtgen olmayıp, kare şeklindeki tablalar üzerine çökmüş boğalardan meydana gelmiştir. Buna benzer kaya mezarlarına Boyabatın Direklikaya Mezarında da rastlanmaktadır. Buradaki boğaların ön yüzleri dışarıya, arkaları da mezara doğru çevrilmiştir. Giriş yerinin duvarları ve tavanı son derece muntazam oyulmuştur. Bu girişten sol taraftaki mezar odasına geçilmektedir. Bu oda 4.60x2.30 m. ölçüsünde olup, yüksekliği de 1.80 m.dir. Oda içerisinde ölü sediri (kline) bulunmaktadır. Bu odadan 1.20x0.45 m. ölçüsünde bir kapıdan sağ taraftaki odaya geçilmektedir. Bu oda da 3.80x2.70 m. ölçüsünde olup, yüksekliği 1.80 m.dir. Odanın duvarları düz, tavanı ise düzdür. Girişe bakan duvarda bir de pencere bulunmaktadır.
Bu kaya mezarının en önemli noktası da alınlığın tepesinde bulunan kartal, bunun altında iki aslan, onların altında da karşılıklı iki aslan figürüdür. Ayrıca köşelere de griffonlar (Mitolojik aslan vücutlu, kuş başlı, kanatlı yaratıklar) yerleştirilmiştir. Burada bir de hörgüçlü bir öküz kabartması bulunmaktadır. Bu kaya mezarındaki hayvan gruplarının değişik zamanlarda buraya konulduğu düşünülmektedir.
Kaya mezarının MÖ.VII.yüzyılda yapıldığı, kabarmaların ise MÖ.IV.yüzyılın başlarında buraya yerleştirildiği ileri sürülmektedir.
Urgancı Kaya Mezarı :
Kastamonu Taşköprü ilçesi, Urgancı Köyünün yukarısındaki kayalık alanda bir
kaya mezarı bulunmaktadır. Bu mezarın da Paphlagonialılar zamanında yapıldığı
sanılmaktadır.
Günümüze gelememekle beraber, mezar girişinde iki sütun bulunduğu
kalıntılarından anlaşılmaktadır. Sütunların üzerindeki alınlık zamanla aşınmış
olup, burada herhangi bir kalıntı olup olmadığı anlaşılamamıştır. Girişin
arkasındaki mezar odasında üç tane ölü sediri (kline) bulunmaktadır.
Aygır Kalesi Kaya Mezarı : Kastamonu Taşköprü ilçesi, Ağcıkişi Mahallesinde Aygır Kayası denilen kayalar üzerinde bulunan bu mezarın Paphlagonialılar tarafından MÖ.VI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.
Kaya mezarının giriş kısmının sağ tarafı zamanla yıkılmış, sütunların bir kısmı aşağıya devrilmiştir. Sütunların taşıdığı cephedeki üçgen alınlık da zamanla yok olmuştur. Ancak buradaki silmelerden bütün mezar cephesinin çerçeve içerisine alındığı izlerden anlaşılmaktadır.
Giriş kısmının tavan ve duvarları düz olup, burada yer yer yuvarlak silmelerin izleri görülmektedir. Mezar odasında ölü sediri (kline) bulunmaktadır.
Direkli Kaya Mezarı : Kastamonu Taşköprü ilçesi Alasökü Köyü, Eşek Deresi Mevkiinde, 8 m. yüksekliğinde bir kayaya oyulmuş olan bu mezarın önünde tek sütunlu bir giriş bulunmaktadır. Dört köşe kaide üzerindeki bu sütun yukarıya doğru genişlemektedir. Mezar odası kare şeklinde olup, üzeri tonozludur. Mezar odasının girişinin sağında bir ölü sediri (kline) bulunmaktadır. Mezar odasının MS.I.yüzyılda Romalılar tarafından yapıldığı sanılmaktadır.
Bademci Kaya Mezarı : Kastamonu Taşköprü Bademci Köyünün üst tarafındaki kayalıklara yerden 30 m. yükseklikte bir kaya mezarı yapılmıştır. Roma döneminde yapıldığı sanılan bu mezarda, girişten sonra 1,5x1,5 m. ölçüsünde bir mezar odası bulunmaktadır.
Pompeiopolis Nekrepolü : Romalılar çağında, Taşköprünün Paflagonya eyalet merkezi zamanına ait kaya mezarları, köydere mevkiinde olan Hobu Kayası ve diğer kayalarda toplanmış bulunmaktadır.
Hobu Kayası Mezarı :
Kastamonu Taşköprü ilçesi Çaycevher Köyünde kayalar üzerindeki bu mezarın
MS.I.-II.yüzyılda, Roma döneminde yapıldığı sanılmaktadır.
Dikdörtgen şeklindeki mezarın girişi zamanla bozulmuştur. Mezar odası
1.65x1.80 m. ölçüsünde olup, yüksekliği 1.85 m.dir. Mezarın üstü beşik tonoz
şeklinde kayalara oyulmuştur. İçeride ölü sediri (kline) bulunmaktadır.

5-TARİHİ KALELER ve TÜNELLER
Kızlar Kalesi : Kastamonu Taşköprü ilçesinde, bir tepe üzerinde bulunan Kızlar Kalesinin kitabesi bulunmamakla beraber, yapı üslubundan Roma döneminde, MS.I.-II.yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır.
Kale moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Sur duvarları yer yer burçlarla kuvvetlendirilmiştir. Kalenin üzerinde 100x40. m. ölçüsünde bir düzlük bulunmaktadır. Kale içerisindeki yapılanmadan günümüze herhangi bir kalıntı gelememiştir.
Mazhar Oluğu Kalesi : Kastamonu Taşköprü ilçesi, Mazhar Oluğu ve Alisaray köyleri arasında bir tepenin üzerinde bulunan bu kalenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir.
Moloz taştan yapılan kale, günümüze yıkılmış olarak gelmiştir. Kalıntılarından herhangi bir bilgi edinilememektedir. Yalnızca kalenin tepesinde 25.00x3.00 m. ölçüsünde bir düzlük olduğu görülmektedir. Kalenin güneyinde yeraltında bir yol olduğu söyleniyorsa da bununla ilgili herhangi bir araştırma yapılmamış ve bu yolun üzeri de kapanmıştır.
Donalar Köyü Kaya Tüneli : Donalar köyündeki Kale Kapı Kayalarına oyulmuştur. Bu kayanın tam tepesinde bulunan tünelin girişi at nalı şeklindedir. Tünelin eni 2,2 mt., boyu 2 mt. dir. 50 derecelik bir eğimle kayanın içine doğru gitmektedir. İkinci tünel bu kayanın doğusunda olup içi dolmuştur. Üçüncü tünelde bu büyük kayanın karşısındaki kayalara oyulmuştur.
Kılıç Kaya Tüneli : Kornapa köyünün kuzeyinde bulunan dağın üzerindedir. Ağız tarafı at nalı şeklindedir. Tünel, 45 derecelik meyille kıvrımlar yaparak yerin altına doğru gitmektedir.
6-TARİHİ CAMİİ ve TÜRBELER
Şeyh Hüsamettin Camisi : Kastamonu Taşköprü ilçesi, Tekke Mahallesinde bulunan Şeyh Hüsamettin Camisinin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi ve banisi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber Muzaferiddin Yavlak Aslan tarafından yaptırıldığı rivayet edilmektedir.
Cami moloz taştan yapılmış, kare planlı olup üzeri kubbe ile örtülmüştür. Kubbenin üzeri de kiremit kaplıdır. Yanında kare kaideli yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Mimari yönden özelliğini yitirmiştir. 2006 yılında yeniden restore edilmiştir.
Taş Camii : Kastamonu Taşköprü ilçe merkezinde bulunan bu caminin kitabesi bulunmamakta ve kimin tarafından yaptırıldığı da bilinmemektedir. Bununla beraber Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırıldığı söyleniyorsa da bunu kanıtlayacak bir belgeye rastlanmamıştır.Yapı üslubundan XVII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Cami 1854 yılında onarılmıştır.
Moloz taştan yapılmış olan caminin üzeri ahşap tavan ve çatı ile örtülüdür. Alçı mihrabı oldukça zengin mukarnaslarla bezenmiştir. Onarımlar nedeni ile orijinalliğinden uzaklaşmış olup, bir özellik taşımamaktadır. 2006 yılında yeniden restore edilmiştir.
Kasım Bey Camisi: Kastamonu Taşköprü ilçesi, Çaycevher Köyünde bulunan bu camiyi giriş kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre Kasım Bey 1535 yılında yaptırmıştır. Kapı üzerindeki ikinci kitabede de harap olan caminin Seyit Ahmet ve diğer hayır sahipleri tarafından onarıldığı yazılıdır.
Moloz taştan yapılmış olan bu cami Anadolu Selçukluları ile Beylikler dönemi mimarisini yansıtmaktadır. Dikdörtgen planlı olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Son cemaat yeri ahşaptandır. Yanında taş kaide üzerindeki ahşap minaresi yuvarlak gövdeli, tek şerefelidir.
Bey Camisi: Kastamonu Taşköprü ilçesi Bey Köyünde bulunan bu camiyi kitabesinden öğrenildiğine göre Abdullah Beyin oğlu Emir Efendi 1430 yılında yaptırmıştır.
Cami moloz taştan yapılmıştır. Dikdörtgen planlı ve ahşap çatılıdır. Değişik tarihlerde yapılan onarımlar nedeniyle orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır. Mihrap ve minberi de bir özellik göstermemektedir.
Hacı Ahmet Ağa Camisi: Kastamonu Taşköprü ilçesi Bey Köyünde bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Bununla beraber, bazı kaynaklarda Hacı Ahmet Ağa tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Yapı üslubundan caminin XVIII.yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır.
Moloz taştan, tuğla kuşakların duvarlarda yer aldığı kareye yakın dikdörtgen planlı olan bu caminin üzeri kubbe ile örtülüdür.
Kızılkise Camisi: Kastamonu Taşköprü ilçesi Kızılkise Köyünde bulunan bu caminin de kitabesi bulunmamaktadır. Aynı zamanda kaynaklarda da yapımı ile ilgili ne zaman yapıldığı konusunda bir bilgi yoktur. Büyük olasılıkla XIX.yüzyılın sonlarında yapılmış bir camidir.
Moloz taştan yapılan kare planlı caminin ibadet mekânının üzeri kubbeli, dıştan da çatı ile örtülmüştür. Mimari yönden herhangi bir özellik göstermemektedir.
Yazıhamit Camisi: Kastamonu Taşköprü ilçesi Yazıhamit Köyündeki bu camiyi Abdullah Ağanın oğlu Hacı Hamza Ağa 1825 yılında yaptırmıştır.
Cami 8.00x8.00 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbenin üzeri de kiremit kaplanmıştır. Caminin mukarnaslı mihrabı oldukça gösterişlidir. Minber Kastamonu yöresine özgü ağaç işçiliğinin örneklerinden birisidir. Cami günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.
Ayvalı Cami: Kastamonu Taşköprü ilçesinin Aşağı Ayvalı Köyünde bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Yalnızca caminin yanındaki türbede gömülü olan Abdi Sofu isimli birinin h.1110 (1698) tarihli mezar taşı dikkate alınırsa bu caminin XVII.yüzyılın sonlarında, bu kişi tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.
Cami moloz taştan yapılmış, kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Günümüze ulaşan mukarnaslı alçı mihrabı dışında orijinal özelliklerini yitirmiştir.
Abdal Hasan Türbesi: Kastamonu Taşköprü' ilçesinin güneyinde Abdal hasan Köyünde bulunan bu türbede gömülü olan Abdal Hasanın kim olduğu bilinmemektedir. Eski tapu kayıtlarında bu köyün ismi Totaş olarak geçmekte, buradaki dergahın şeyhlerinden birinin Muhammed Veledi Veli Dede, diğerinin de Muzaffer bin Seydi olduğu yazılıdır. Ayrıca bu tapu kayıtlarında Sultan Beyazıt döneminde burada bir zaviye yapıldığı da belirtilmiştir. Ancak bu padişahın Yıldırım Beyazıt mı yoksa Sultan II.Beyazıt mı olduğuna açıklık getirilmemiştir.
Türbe
moloz taştan yapılmış duvar örgüsüne yer yer tuğla hatıllar yerleştirilmiştir.
Türbe 5.00x5.00 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri çatı ile örtülüdür. Basit
bir girişi olan türbe kapısının solunda bir onarım kitabesi bulunmaktadır:
Feth-i bab et gir içeru
Kıl namazı et tazarru
Rabbine eyle niyazı
Şeyh Musa Türbesi:
Kastamonu Taşköprü ilçesinin kuzeyinde, Kornapa Köyünde bulunan Şeyh Musa
Türbesinin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Giriş kapısının
sağındaki kitabede Kurandan alınma bir ayet yazılıdır. Bu ayetten sonra Şekur
Oğlu Zâde Emin Ağa 1250 (1834) yazılıdır. Ancak bu ismin ne amaçla ve türbeyle
bağlantısının ne olduğu anlaşılamamıştır. Ayrıca türbe içerisindeki mihrapta bir
başka kitabe daha bulunmaktadır. Bu kitabede,
Nasrun minallahi ve fethun karib ve başşir
El-mü'minine ya Muhammed, Vakafe Haz
El-ayn Detlu Hatun ahade aşare semanimiye yazılıdır.
Ancak bu kitabe buraya ait olmayıp, 1408 yılında yapılmış bir çeşme kitabesidir. Bu kitabe sonradan çeşmeden alınarak buraya konulmuştur.
Türbe moloz taştan yapılmış olup, üzeri harçla sıvanmıştır. Mimari yönden herhangi bir özellik taşımamaktadır.
Yavaşça Sultan Türbesi: Kastamonu Taşköprü ilçesi, Akdoğan Tekkesi Köyünde bulunan bu türbenin, Horasan erenlerinden İsa Bey Zâdeye (Yavaşça Sultan) ait olduğu kitabesinden öğrenilmektedir. Yavaşça Sultan 1484 yılında ölmüştür. Türbenin de aynı tarihte yapıldığı sanılmaktadır.
Türbe moloz taştan yapılmış, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Mimari yönden son derece basit bir yapıdır. Türbe içerisinde Yavaşça Sultanın mezarından başka bir sanduka daha bulunmakta olup, bunun kime ait olduğu bilinmemektedir.
7-TARİHİ HAMAMLAR
Muzafferüddin Bey Hamamı: Kastamonu Taşköprü ilçesinde bulunan bu hamamı XIII.yüzyılda Çobanoğulları döneminde Muzaferüddin Yavlak Aslan yaptırmıştır. Daha sonra bu hamam oradaki cami ve medreseye vakfedilmiştir.
Hamam moloz taştan yapılmıştır. Soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soğukluktan sonra girilen ılıklık kısmının ortası kubbeli, yanları da tonozludur. Sıcaklık kısmı birbirini izleyen iki kubbe ile örtülmüştür. Hamam günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.
Yeni Hamam: Kastamonu Taşköprü ilçe merkezinde bulunan bu hamamı kimin ve ne zaman yaptırdığı konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
Moloz taştan yapılan bu hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiş olup, üzeri kubbe ile örtülü idi. Hamamın soğukluk kısmı 4.20x2.70 m. ölçüsünde olup ahşaptandır. Hamam günümüzde halen işlevini sürdürmektedir.
OTELLER
Taşköprüde toplam 2 otelde (Balcıoğlu ve Batur) 61 oda ve 113 yatak kapasitesi bulunmaktadır. Ayrıca bazı kurumların misafirhaneleri vardır.
EKONOMİK ve SOSYAL AÇIDAN TAŞKÖPRÜ
Tarım: İlçemizde 7.622 aile çiftçilikle uğraşmaktadır. Bu ailelerin sahip olduğu nüfus 38.111dir. Sarımsak, şeker pancarı, kenevir, buğday ilçemizde yetişen en önemli tarım ürünleridir. İlçemizde tarıma dayalı sanayi gelişmediğinden üretilen tarım ürünlerinin pazarlanmasında büyük problemler olmaktadır.
Hayvancılık: İlçemizde hayvancılık önemli bir yere sahiptir. Sığır ve koyun ağırlıklı olup, başlıca koyun ırkları Amasya herekesi, Karayaka ve Akkaramandır. Sığırda ise yerli ırk hâkim olmasına rağmen Şeyhli ve Yaylasaray köylerinde bulunan Holstein ve Montofon cinsi boğalar ve Suni tohumlamalarla kültür ırkına doğru yönelmektedir.
Ormancılık: İlçemiz topraklarının % 52si Ormanlık ve fundalıktır. Kayın ve meşe ağaçları yaygındır. İlçenin kereste ve yakacak ihtiyacı kendi ormanlarımızdan karşılanmaktadır.
Sanayi ve Ticaret: İlçenin ekonomisi Tarım ve Hayvancılığa dayalıdır. Sanayi kuruluşları açısından yeterince gelişmemiştir. İlçemizde sanayi kuruluşu Mopak Kağıt Fabrikası, Ekol Kontraplak Fabrikası, 1 adet Tekstil Fabrikası 1 adet Gazlıbez Fabrikası, Çok sayıda sarımsak işleme tesisi, 1 adet taş ve kum ocağı, 3 adet Un fabrikası, 1 adet çeltik fabrikası ve 1 adet yem fabrikası mevcuttur.
Yörede kendir ve pancar üretiminin yanısıra Türkiye'nin sarımsak ihtiyacının %19'u karşılanmaktadır. Taşköprülüler dünyanın en iyi sarımsağını üretmekle övünmekte hiç de haksız değiller.
Nefis ve leziz yemeklerin yanında onu meşhur eden kuyu kebabı tadına doyum olmayan bir lezzet bahşeder. Taşköprü insanı bozulmamış kültürü, sıcak yüreği, konukseverliği, Uluslararası Kültür ve Sarımsak Festivali'yle artık dünyaya mal olmuştur. Bu güzellikleri her yıl düzenlenen festivalleriyle dünyayla paylaşmaktadır. X SAYFA BAŞI X
* * *
ULUSLAR ARASI TAŞKÖPRÜ KÜLTÜR ve SARIMSAK FESTİVALİ
İlçemizin kültürünü, tarihini, tabii
zenginliklerini "BEYAZ ALTIN" sarımsağımızın mucize faydalarını ve M.Ö.
medeniyetlere ışık tutacak EFES antik kentinin bir benzeri olan POMPEİOPOLİS
antik kentini tüm dünyaya tanıtmak için her yıl Eylül ayının ilk haftası
ULUSLARARASI TAŞKÖPRÜ KÜLTÜR VE SARIMSAK FESTİVALİ düzenlenmektedir.
1.si 1987 yılında Ulusal nitelikte düzenlenen festivale 1988 yılından
itibaren ULUSLARARASI hüviyet kazandırılmıştır.
Dört günlük festival süresince, yerli ve yabancı halk dansları
topluluklarının gösterileri, sarımsak ve güzellik yarışmaları, ekonomik ve
kültürel konularda paneller, müzik şöleni, at yarışları, yöresel el sanatları
sergileri, yöresel ve geleneksel yiyecek stantları, çocuklar için gösteri
çadırları, tel cambazı, tahta bacak, akrabot, luna park eğlenceleri, havai fişek
ve ışık oyunları, paraşüt gösterileri yapılmaktadır.
Gelen yerli ve yabancı misafirlerimizi Taşköprü' nün meşhur konuk severliği
ile ağırlayıp, iyi intibalarla ilçemizden ayrılmalarını sağlamak, bizim için en
büyük mutluluktur. Eşsiz güzellikteki ormanlarımızı görmek, kuyu kebabımızın
nefis lezzetinden tatmak, dünyanın en kaliteli sarımsağı ile tanışmak,
Taşköprülünün sıcak sevgi dolu yüreğini hissetmek Uluslararası Taşköprü Kültür
ve Sarımsak Festivali ile mümkündür.
X
SAYFA BAŞI
X

Pontus Devletinin kralı Mithridates Eupator Roma genarallellerinin karşısında üst üste yenilgiler almasaydı, belki Kuzey Anadolunun Romanizasyonu daha geç olabilirdi. Eupatora karşı nihai zaferi kazanan General Pompeius Gnaeus Magnus, M.Ö. 65 tarihinde Romaya Pontusla birlikte Paphlagonianın kapılarını da açmıştı.
Paphlagonia Bölgesinin kuzey sınırını Karadeniz (Pontus Euxenius) oluştururken, güney sınırında ise günümüz Çankırısı antik Gangra (Germonicopolis) yer almaktaydı. Kıyıların M.Ö. 7. yydan itibaren özellikle Miletos kenti tarafından kolonize edilmesi, buraların erken dönemlerde Helen unsurlarına sahip olmasına neden olurken, iç Paphlagoniada diyebileceğimiz Küre (Pontic Dağlar) Dağları ile Ilgaz (Olgassys) Dağları arasında kalan Gökırmak (Amnias) Vadisi M.Ö. 1. yy ikinci yarısına kadar belki de hala II. Binden kalan Palaların ve 1200lerdeki Oytysin ardılı Trakların kültür ve toplum yapısını korumaktaydı.
M.Ö. 66 yılında sınırsız yetkilerle donatılmış Romalı General Pompeus Magnus, Anadoluya geçerek daha önceden General Lucullus tarafından parçalanan Mithradetes ordularının takibine koyulmuş, ve ondan geriye kalan kale kentleri yok etmek için uğraşmıştır. M.Ö. 63 yılında Mithradatesin ölümüyle biten savaşlardan sonra, Pompeius bölgeyi Roma idaresi altında yeniden düzenlemiştir. Bu yeni düzenleme temelde sivil idareyi yerel yöneticilere bırakıp, askeri idareyi Romanın alması üzerindeydi. Pontus Bölgesinde bu yeni düzenlemelere uygun olarak 11 şehir meydana getirdi. Bu kentler Amasrist (Amasra), Sinope (Sinop), Amisos (Samsun), Pompeiopolis (Taşköprü), Neapolis/Neoclaudiopolis (Vezirköprü), Magnapolis, Diospolis/Neocaesarea (Niksar), Nikopolis, Zela (Zile), Megalapolis/Sebasteia (Sivas), ve Amaseia ya da Abonuteichos/Ionopolis oldukları düşünülmektedir.
Pompeiopolis (Kastamonu/Taşköprü) general Pompeiusun bu yeni düzenlemeleri çerçevesinde tamamen bir Roma kenti karakteriyle kurduğu ve tarih sayfalarında yerini alan bir kenttir. Bu şekilde düzenlenmeden önce daha eski bir yerleşimin varlığına ilişkin arkeolojik materyal olarak bilgi sahibi olunmasa da yazılı kaynaklar bu varlığı bize işaret etmektedir. Strabon Geographikasında Etrafındaki Blaene ve Domanitis oldukça verimli topraklardır. İkincisinin içinden Amnias nehri geçer. Bithynialı Nikomedesin kuvvetlerini Mithiridates Eupator burada tamamen yok etti, fakat bunu şahsen değil, generalleri vasıtasiyle yaptı Ve burada yapılmış bir iskan olan Pompeiopolis, kent olarak ilan edildi (Strabon, XII,3,40) der.
Amnias Vadisi paleolitik dönemden bu yana verimli toprakları olması, Anadolunun en kuzeyindeki doğu-batı geçişinin üzerinde yer almasından dolayı sürekli iskan görmüş bir yerdir. 1945lerde başlayan prehistorik çalışmalarda Pompeiopolis kentine yakın alanlar üzerinde Cheullen Kültüre ait el baltaları, Acheullen ve Musterien Kültürüne ait çift yüzlü aletler ile üst paleolitik ve epipaleolitik döneme tarihlenebilecek çakmaktaşı yongalar bize bu durumu göstermektedir. Genel olarak bölgede saptanabilmiş net bir Neolitik bulgu olmasa da Amnias (Gökırmak) Vadisinin paleolitik bulgu veren yerlerinde megalitik kültüre ilişkin menhirlerden söz etmek de mümkündür.
M.Ö. II. Bin içinde bölge yerleşiği gösterilen Palalar ve Hitit yazılı kaynaklarına göre bölge üzerine bilgilerimiz artmaktadır. Yazılı metinlerde geçen Dahara Nehir Ülkesi Gökırmakı ve çevresindeki yerleşimleri işaret etmektedir.
Hitit Devletinin yıkılması ile başlayan ve kavimler göçü adı verilen süreçte daha sonraları Paphlagonia olarak adlandırılacak bölgeye Thrak kavimlerinin geldiği kabul görmektedir. Çünkü yazılı kaynaklarda Otys, Korylas gibi bölge yerel hükümdarları bu isimleriyle Thrak kökenli olduklarını desteklemektedir.
Paphlagonia ismine ilk olarak Homerosun İlyada eserinde karşılaşılmaktadır. Soylu Pylamenesin Paphlagonların önderi olduğunu belirten ozandan sonra bölge ile ilgili bilgileri Herodotos ve Ksenephondan ulaşmak mümkündür. İki yazarında tarif ettiği dünya içinde Paphlagonlar, özellikle savaşa örme başlıkları, Ksenephona göre de Paphlagonia miğferi de denen, deriden yapılmış, ortasında bir sorguç bulunan ve tıpkı bir üç kademeli tacı andıran miğferler giyen, küçük kalkanları, oldukça kısa kargılar, mızraklar ve hançerlerle katıldıkları, ayaklarında ise bacaklarının yarısına kadar uzanan kendilerine has bir pabuç giydikleri görülür. Ksenephonun on binlerin dönüşünde ordusuyla bölge üzerinden geçerken olan konukluğunda ise Paphlagonia Kralı Korylas Helenlere antik dünyanın ünlü süvarilerini oluşturan bölgeye has güzel atlar sunduğu, şölenlerde ise yöreye özgü boynuz kupalarla şaraplar içildiği bildirir.
Bu yazılı kaynaklar haricinde bölge 1. binine ait bilgilerimiz kaya mezarlarından gelmektedir. Özellikle yine Amnias vadisinde yoğunlaşan bu tarihlere ait mezarlar içerisinde M.Ö. 5. yya ait ve belki yerel kral Korylasa da ait olabilecek Kale Kapı kaya mezarı, ve Kastamonu Merkezinde yer alan ve bu mezardan belki biraz daha erken tarihli olabilecek Ev Kaya mezarı dikkat çekmektedir. Bölge kaya mezarlarında mimari ve bu mimariye bağlı sanatsal üsluba bakıldığında Helen, Phriyg, Pers (Akhamenid) ve yerel özelliklerin bir arada olduğu da görülebilir. Pompeioplis kentinin hemen yakınındaki Kale Kapı kaya mezarına bakıldığında, sütun başlarında boğa protomlarının kullanılması Pers etkisi iken, mezarın yan yüzeylerinde görülen alçak kabartmalar hem Helen hem de Greco-Pers üslubu bir arada göstermektedir. Ya da Amnias vadisinin batı ucunda yer alan Ev Kaya mezarı alınlığında görülen pothnea threon betimi Phryg etkisinin izlerini taşırken, sütunlu ön cepheden mezar odasına geçişteki hol yerel Paphlagonia üslubunu yansıtmaktadır. Bu mezar yoğunluğuna bakarak antik yazarların işaret ettiği yerel kralların yönetim merkezlerinin Amnias Vadisi üzerinde ve belki de Pompeiopolis kenti çevresinde olduğunu söylemek yersiz olmayacaktır.
M.Ö. 547 yılında Perslerin Anadoluyu işgalinden etkilenen bölge, M.Ö. 5. yy başlarında Perslere asker ve vergi veren bir bölge olarak görülürken, bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren başkaldıran ve bağımsız bir siyasi görüntü çizmektedir. Bu itaatsizlikleri Persler tarafından M.Ö: 380de cezalandırılsa da, yaklaşık bir 50 yıl sonra Büyük İskenderin seferinde ülkelerinin işgal görmeden ve vergiden muaf bir millet olarak kabul edilmeleriyle ödüle dönüşecektir.
İskender sonrasında kimi idareler altına girse de bölge, genelde bağımsız ve kendi yöneticileri altında varlığını sürdürdüğü görülür. Bu dönemde çeşitli bağdaşıklıklar kuran Paphlagonia Kralları, son dönemlerinde kral Pylamenesin vasiyetiyle bölgede daha önce kurulan ( M.Ö 302 ) Pontus Krallığına vasiyet edilir.
M.Ö. 120 yılında Mitridates V Euergetesin Sinopede öldürülmesi, ve Romanın olaylara müdahale ederek Pontusu Asia eyaletine dahil etmesi bölge üzerindeki romanizasyonun başlangıcı olarak görülebilir. Mitridates Vin oğlu Mitridates VI Eupator Romanın bu hareketini bir saldırı olarak algılayıp, Karadenizin dağlarına kaçarak saklanmıştır. Sonrasında Karadenizin kuzeyindeki barbarlarla savaşarak geçiren Eupator, Anadoluya dönüşünde yanında Hellenlerin Romadan kurtuluş ümidi olarak tanımlanan bir prestijle girmiştir. Romaya büyük kin besleyen Pontus kralı ilk olarak Paphlagoniayı işgal eder ve ardından Galatia üzerinden M.Ö. 96 yılında Kapadokiayı ele geçirir. Bu son işgal üzerine Roma Sula yönetimindeki bir orduyu Eupator üzerine gönderse de, Pontus kralını bulamayan ordu savaşmaksızın geri dönmek zorunda kalır. İlerleyen zamanlarda, müttefiki Bythinia ile ilişkileri bozulan Mitridates Bythinia ile birlikte bütün Küçük Asyayı eline geçirir.
M.Ö. 85 yılında Sula idaresindeki Roma ordusuna yenilen Mitridates VI, daha sonra M.Ö. 70 yılında Lucullusa yenilir. Ve ardından gelen Pompeius Magnus Eupatordan arda kalan tüm kale ve birlikleri yok ederek Paphlagonia ve Pontusun kapılarını Romaya sonsuza kadar açma fırsatı verir.

POMPEİOPOLİSİN KENT OLUŞU (ROMALI POMPEİOPOLİS)
Pompeius Magnusun M.Ö. 65/4 yılındaki düzenlemeleri ile Bythinia-Pontus eyaleti içinde yer alarak kurulmuş olan Pompeiopolis, kuruluşu sırasındaki bastığı otonom sikkelerle güçlü bir Romalı karakteriyle oluştuğu söylenebilir. Bölgeyi Attalos ve Pylamenes adındaki yerel yöneticilere bırakan Pompeustan yaklaşık bir 20 yıl sonra Küçük Asya idarecisi Antonius Galatia tethrarkı Kastoru aynı zamanda Paphlagonia kralı haline getirir. M.Ö. 31 yılındaki Actium savaşında Paphlagonia kralları Antoniusu tutmakta iken, Octavianusun toprak düzenlemelerinde hiçbir değişiklik yapmayacağı vaadine karşı saf değiştirmişlerdir. M.Ö. Paphlagonia idarecisi Deitoros Philadelposun ölmesi ya da vasiyeti ardına Paphlagonianın Pompeiopolisi ve diğer iç bölgeler tamamıyla Roma idaresi altına girmiş ve Galatia eyaletine bağlanmışlardır. Nitekim Paphlagonianın önemli kentlerinden olan Pompeiopolis, Gangra ve Neapolis kentlerinin tarih başlangıcı olarak M.Ö. 6/5 yılını almaları bunu doğrulamaktadır.
Bu yeni sistemin içindeki eyaletin başkentliği Gangraya verilmiş, ama Paphlagonia Bölgesi kentlerinin oluşturduğu meclisin (koinon) toplantı yeri olarak da Pompeiopolis seçilmiştir.
M.Ö. 3 yılında tüm bölge Augustusa bağlılık yemini etmeleri, ve bu yeminde Augustusun bir tanrı ismi olarak da sayılması bölgenin Romalılaştırılmasında gelinen noktayla beraber Pompeiopolis gibi birçok Paphlagonia Bölgesi kentlerinde Augustus tapınakları ve kültlerinin de kurulmuş olduğunu göstermektedir.
Zeus, Toprak, Güneş, tüm tanrı ve tanrıçalar ve Augustuun kendi adına yemin ederim ki tüm hayatım boyunca, sözümde, işimde ve düşüncemde Caesar Augustus, oğulları ve torunlarına dost olacağıma yemin ederim. Onların dost olarak düşündüklerini dost olarak kabul edecek ve onların düşman olarak kabul ettiklerini düşman olarak kabul edecek, onların çıkarlarına olan şeyler için ne vücudumu, ne ruhumu, ne hayatımı ne de çocuklarımı esirgemeyeceğim
Bu yazıtın devamında, yazıtın tüm ülkenin (Paphlagonia) sakinleri tarafından aynı sözlerle Augustus tapınak ve atlarları önünde aynı şekilde yeminin edildiğini de belirtmektedir. X SAYFA BAŞI X
* * *
SARIMSAK (Allium Sativum)
ANA VATANI: Sarımsak Orta Asya kökenli olup tarih öncesi zamanlarda Akdeniz bölgesine yayıldığı tahmin edilmektedir. Mısırda 3 bin yıl önce sarımsağın bilindiği saptanmış olup, piramitlerde sarımsak bulunmuştur. Çinden Avrupaya İspanyol, Portekiz ve Fransızlar tarafından yayılmıştır.
BİTKİSEL ÖZELLİKLERİ: İki yıllık bir bitkidir. Sarımsak ilk yıl birkaç dişten oluşan kellesini oluştururken, ikinci yıl çiçek açıp tohum verir. Sarımsak tohumdan değil diş sarımsaklardan üretilir.
ÇEŞİTLERİ:
Erkenci
beyaz ve geç pembe olmak üzere iki belirgin çeşidi vardır.
1-) Kastamonu Sarımsağı: Pembe beyaz kabuklu, acı, kışa dayanıklı olan sarımsak
ihracata da elverişlidir. Dişler orta irilikte ve muntazam sıralanmıştır.
Saklamaya ve depolamaya dayanıklı bir çeşittir. Baş çapı 3-5 cm., baş ağırlığı
10-25 gr. arasındadır. İç ve dış piyasada en fazla aranan türdür.
2-) Edirne Sarımsağı: Beyaz bej kabuklu, orta irilikte (25 gr.) sıkı başlı bir
sarımsaktır. Kuru madde oranı %37,5tur.
3-) Balıkesir Sarımsağı: Beyaz, kirli siyah kabuklu, gevşek yapılı, taze
tüketime uygun bir türdür. Depolamaya fazla dayanıklı değildir.
4-) Kara Sarımsak: Taze sarımsak elde etmek üzere yetiştirilen iri dişli bir
türdür. Tadı acı olan bir sarımsak çeşididir.
5-) İspanyol Sarımsağı: Avrupada yetiştirilen makbul bir sarımsaktır. Beyaz
sarımsaktan seçilerek geliştirilmiş bir çeşit olma olasılığı yüksektir.
Özellikle Kastamonuda üretilir.
6-) California Early, Creople, Botan Islands gibi yabancı çeşitleri de vardır.
BESİNDEĞERİ: Yiyeceklerimize çeşni veren sarımsağın 100 gramında 63.8 su, 28.2 gr. karbonhidrat ,5.3 gr. protein 0.2 gr. yağ, 1.1 gr. seliloz vardır. Kalori değeri 140 dır. İçersinde A, B1, B2, Niasin ve C vitamini bulunur.
TIBBİ AÇIDAN ÖNEMİ:Bilim adamları, damarları genişletme, tansiyonu düşürme ve kandaki pıhtılaşmayı önleme gibi özellikler taşıyan sarımsağın kalp ve damar hastalıklarındaki yaralarının da bilimsel olarak kanıtlandığını hatırlatırlar. Uzmanlar sarımsağın kandaki yağların oranını dengeleyerek kolestrol değerini düşürdüğünü, damarlardaki kireçlenmeyi ve beyin kanamasını engellediğini kaydettiler. Ayrıca mide ve bağırsak enfeksiyonlarını önleyip, mide, bağırsak ve safra kesesini harekete geçirerek sindirime yardımcı olmaktadır
KASTAMONUDA SARIMSAK: a)Tarımı: Sarımsak, baharı ılık ve rutubetli geçen
geçit bölgelerini sevmektedir. Bu açıdan bakıldığında Kastamonu iklimi sarımsak
tarımı için uygundur. Optimum sıcaklık isteği 15-20 0C dir. 25 0Cnin üstündeki
sıcaklıklar gelişmeyi engeller. Uzun gün bitkisi olup kısa günlerde yumrunun
gelişmesi engellenmektedir.
Toprak istekleri; Süzek, milli-kumlu, orta ağırlıkta verimli toprakları tercih
eder. Killi topraklardan hoşlanmaz. Böyle topraklarda başlarda çürüme görülür.
Sarımsak yetiştirilecek toprak diş dikime elverecek şekilde iyi
işlenmelidir. Tarla sonbahar aylarında pullukla sürülmelidir. Daha sonra ikileme
aletleri ile tarla dikime hazırlanır. Sarımsak dikimi hava şartlarına göre
Kastamonuda Şubat sonu ile Mart başı arasında yapılır. Çiftçi tohumluk
ihtiyacını kendi ürettiği sarımsaklardan temin etmektedir. Dikim tek tek elle
yapılmakta, üzeri toprakla örtülmektedir. Dikimde dekara 56 kg. diş, ayrılmamış
baş olarak 100 kg. tohumluk kullanılmaktadır. Diş büyüklüğü ile baş büyüklüğü ve
verim arasında doğru bir ilişki bulunması nedeniyle bir gramdan küçük dişler
kullanılmamalıdır.
b)Gübreleme: Dekara 4-5 ton yanmış çiftlik gübresi verilmelidir. Ekimden önce dekara 20-25 kg. saf fosfor hesabıyla 50-60 kg. Triple Süper Fosfat atılmalıdır. Azotlu gübrenin 1/3ü ekimden evvel, !/3ü 3-4 yaprak olunca, 1/3ü de bundan 2-3 hafta sonra atılmalıdır. Dekara atılacak azotlu gübre miktarı saf azot hesabıyla 10-12 kgdır. Buna göre %26lık Kalsiyum Amonyum Nitrattan dekara üçe bölerek 40-50 kg. atılmalıdır.
c)Bakım: Sarımsaklar 5-6 cm. boylanınca birinci çapa yapılır. Sarımsaklar saçak köklü olduğundan derin çapalamadan kaçınılmalıdır. Birinci çapadan 2-3 hafta sonra ikinci çapa uygulanmalıdır.
Bölge çiftçisi sulama imkânı olduğu zaman sulama yapmaktadır. Bunun yanında
susuz şartlarda da sarımsak tarımı yapılmaktadır. Sulu şartlarda sarımsak verimi
1200 kg/da. Çıkabilmekte, susuz şartlarda ise 500 kg/da düşebilmektedir.
Yaprakları sararmaya başlayan sarımsakların hasat zamanı geliyor demektir.
Başların iyi teşekkül etmesi için, bitki yaprakları üzerinde boş fıçı
gezdirilmeli veya üzerinde ayakla gezinilmelidir. Bu iş hasattan 2-3 hafta önce
yapılmalıdır.
d) İl Ekonomisine Katkısı: Kastamonu sarımsak üretiminde %12,7lik payla
Türkiyede birinci sıradadır. Kastamonu ili üretim miktarı olarak Türkiye
toplamının önemli bir kısmını oluşturmasının yanında, kaliteli, ihracata
elverişli sarımsak üretmesi bakımından önemlidir.
Kastamonuda ortalama olarak ekim olanı 7000-15000 dekar arasında, üretimde
7000-13000 ton arasında değişmektedir. Ortalama verim 800 kg/da. civarındadır.
Sulu şartlarda verim 1200 kg/da. çıkmakta, kurak şartlarda 500 kg/da.
düşmektedir.
Köy Hizmetleri Ankara araştırma Enstitüsünün Kastamonuda yaptığı bir
araştırmada sarımsak, kenevir, şeker pancarı tarımında kullanılan iş güçleri
(saat/dekar) olarak karşılaştırılmıştır.
Ürün Adı
İnsan İşgücü (saat/da) Makine İşgücü (saat/da)
1- Sarımsak 223,20
2.70
2- Şeker Pancarı 100,62
5,19
3- Kendir 149,85
2,80
Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi sarımsak tarımında insan iş gücüne ihtiyaç diğer ürünlere göre çok fazladır. Aşağı yukarı 3800 ailenin sarımsak tarımıyla uğraştığı gözönüne alındığı zaman, bölgenin insan iş gücünün değerlendirilmesinde sarımsak önemli bir bitki olarak ortaya çıkmaktadır.
Köy
Hizmetleri Araştırma Enstitüsünün yaptığı başka bir araştırmada bölgenin gelir
getiren önemli ürünleri karlılık bakımından karşılaştırılmıştır.
Ürün Adı Gelir/Gider Karlılık %
1-Sarımsak 2,30 130
2-Şeker Pancarı 1,22 22
3-Kendir 1,30 30
Yukarıdaki tablodan da görüldüğü gibi karlılık yüzdesi en fazla olan sarımsaktır. Bu karlılık yüzdesinin her zaman böyle olduğu söylenemez; ama birim alandan en fazla gelir getiren ürünlerden biri olduğu söylenebilir.
Üreticinin Sorunları
1-Nematod Sorunu: Üreticinin yetiştirme aşamasında en önemli sorunu nematodtur. Bununla mücadelede önemli bir gelişme sağlanamamıştır. Üreticinin yapabileceği en önemli şey ekim nöbetine uymak ve temiz tohumluk kullanmaktır. Bu kültürel önlemler yanında kimyasal ilaçlarla yapılan mücadeleden etkili sonuçlar alınamamıştır.
2-Pazarlama: Yukarıda belirttiğimiz gibi sarımsak ekim alanı 7000-13000 da. arasında değişmektedir. Bunun anlamı şudur; bir yıl 7000 da. olan ekim alanı, ertesi yıl neredeyse 2 katına yani 13000 dekara çıkabilmektedir. Bunun nedeni sarımsakta fiyat istikrarının olmayışıdır. Bir yıl yüksek fiyatla ürününü satabilen çiftçi diğer yıl hiç satamadan dökebilmektedir.
Ülkemizde sarımsak yiyeceklerimizde çeşni olarak tüketilmekte, bir kısmı da ihraç edilmektedir. Herhangi bir nedenle bu imkânlar kısıtlandığında ya da üretim fazla olduğunda sarımsak fiyatı kendiliğinden düşmektedir. Bu nedenle fazla üretilen sarımsakların toz, granül, yağ veya hap şeklinde işleyen sanayinin kurulması gereklidir. X SAYFA BAŞI X
* * *
KUYU KEBABI
Batı Karadeniz mutfağının temel özellikleri vardır. Ancak bu özellikler sahil ve iç (kara) kesimi arasında bazı farklılıkların da içinde bulunduğu özelliklerdir ki, düşünüldüğünde bunların her bölge için doğal sonuçlar olduğu ortaya çıkar. Batı Karadeniz dendiğinde bu gün o bölgede bulunan, yuvarlak ifade ile yeri kastediyorsak da, tarihi geçmişi içinde kastedilen sadece Kastamonu Vilayetidir; hatta o günkü şartlarda, bu vilayetin bu gün orta Karadenize (Bafraya kadar) ve İç Anadoluya (bütün ilçeleri ile Çankırı ve kısmen Ankara (Kalecik) bağlanmış yerleşim yerleri de bulunmaktadır. Bu coğrafi alan içinde il merkezi Kastamonuya en yakın şehirlerden biri olan Taşköprü ilçesi ile temelde büyük benzerliklerin olması tabiidir. Farklılıklar ise mozaiğin büyüklüğünün ve kültür zenginliğinin sonuçlarıdır.
KUYU KEBABI: Kastamonu merkezi ile çevre il ve ilçelerden olan Çankırı, Sinop, Boyabat, Kargı, Tosya gibi yerlerde de yapılmakla birlikte en güzel şekliyle Taşköprü İlçemiz ile özdeşleşmiştir. Her şeyde olduğu gibi mutfak kültüründe de kendini kabul ettirmiş bazı farklılıklar dillerde söylenir durur. Falan yerin kuru fasulyesi, falan yerin turşusu, falan yerin böreği, falan yerin yayla çorbası deniyorsa bunun altında gerçeklerin bulunduğunu kabul etmekten başka çare yoktur. İşte Taşköprünün Kuyu Kebabı da böylesi farklılıklardan, kendini sadece Türkiye içinde değil Uluslar arası kabul ettirmiş damak zevklerinden biridir.
KUYU KEBABI MI, BİRAN MI? : Taşköprü ilçemizde bu yemeğin adı Kuyu Kebabı, Kastamonu da ise Birandır. Aslında her iki kelime de aynı yemeği ifade ediyorsa de doğrusunun biran olduğunu, Taşköprülülerin kuyuda pişirilmesinden dolayı bir yakıştırma ile kuyu kebabı dediklerini düşünüyoruz. Şimdi konuyu açalım. Yemeğin iki adı vardır. Biri ilmi izaha uygun olarak, diğeri ise efsane ile süslenenidir.
İLMİ İZAHA UYGUN ADLANDIRMA: Biran veya Kuyu Kebabı ile sırık kebabı, tandır kebabı ve diğer bu kabil kebapların bazıları karıştırılmaktadır. Püryan veya Büryan ve bunlardan galat olarak Biran adlandırmasının en doğrusu BİRYAN olup anlamı; kızartılmış et, ateşte kızartılmış kebap veya tava, tepsi gibi şeylerde susuz olarak pişirilen yahut biraz suda pişirildikten sonra kızartılan et kebabıdır. İşte bu açıklama kuyu kebabına Biran demenin yanlış olduğunu göstermektedir. Biryan, Farsça bir isimdir. Arap Türkçesinde büryan olarak söylenir. Mastarı Biryan kerdendir. (bakınız: Ziya Sükün, Gencine-i Güftar; Steingass, Persian-English Dictionary; H.K.Kadri Türk Lügatı) Buna göre sırık çevirme, tava veya tepside parçalanmış veya bütün konulmuş etleri kendi yağında kaynatarak kebap yapma (Konya tandır kebabı gibi) çeşitlerine uygun isimlendirme bu kelime ile olabilir. Kuyu Kebabında ise temizlenmiş kuzuların hiçbir kap ile temas ettirilmeksizin aşağıda açıklanacağı üzere doğrudan kızgın kuyuya sarkıtılması söz konusudur ve Taşköprülüler günlük hayatlarında düşünmeseler de en doğru karşılığı olan kelimeleri söylemektedirler.
EFSANELEŞMİŞ İZAH ŞEKLİ: Taşköprülü üç kafadar aralarında eğlenmek üzere İlçenin doğusunda bulunan Elekdağına Yaylaya çıkmışlar. Karınları acıkınca ne yiyeceğiz telaşı içlerine düşer. Bulundukları bölgede koyunlar kuzular otluyormuş. Karar verirler ve bir kuzu alarak keserler, yanlarında tencere tava gibi pişirebilecekleri bir kapları olmadığı için kuzuyu kızartmayı düşünürler ve çam pürlerini ve kozalakları toplar biri. Pür, bir yansın püryan olur der. Neticede bu şekliyle kuzuyu kızartarak afiyetle yerler ve yemeğin adı püryan olarak kalır.

KEBABIN PİŞİRİLDİĞİ KUYU: Küp şeklinde açılan kuyunun çapı şartlara göre değişir. Konak tipi bir evin bahçesine açılacaksa bir en fazla iki kuzuluk olmalıdır. Bu işi meslek edinen bir kebap lokantası için ise 8-10 belki daha fazla sayıda kuzunun içine rahat sallandırılabileceği genişlikte olmalıdır. Kısa bir ifade ile derinliği 2 metre, çapı ise 1,5 metreden aşağı olamaz. Kuyunun içi sarı çamur da denen kerpiç toprağı ile ve ateş tuğlası kullanarak veya kolay kızmasına ilaveten sıcaklığını koruyabilecek cinsten taşlarla örülür. Kuyunun çevresinde, tuğla ile toprak arasında, bazı hallerde iki, iki buçuk metreyi bulabilecek dolgu maddesinin doldurulduğu bir kısım bulunur. Bu dolgu maddeleri arasında kum, çakıl, saman, tuğla, cam ve şişe kırıkları bulunabilir ki, bu maddeler kuyunun tavını korurlar. Kuyu örülürken orta kısmına bombe verilir ve bakınca yukarı doğru daralıyor görüntüsü hâkim olur. Bu bombe, yanma esnasında ateşin yukarı gitmeyip döne döne yanmasını sağlar. Ağız kısmında kuyu halkası denen bir demir vardır ve bu demire kuzuların çengelleri takılır. En üste konan kapak etrafı saçla çevrilmiş olup tahtadandır.
KUYUNUN YAKILMASI VE HAZIRLANMASI: Yakılacağı zaman kuyuya 10-15 adet iri çam kökü çırasının yarması dikine dizilir. Çıra çok seri ve alevli yandığı için daima tercih sebebidir. Ayrıca çıranın reçinesinin kebaba ekleyeceği lezzetin de dikkate alınması lazımdır. Genelde öğlen yemeğinde yenilecek kuzular için bu yakma işlemi sabah saat 08,30-09,30 arası yapılır. Bir çengelle çıraların yananları alınır. Alınmadığı takdirde kebaba is kokusu siner ve tadını bozar. Kuyu içinde yanıcı madde kalmayıncaya kadar çengelle tek tek toplanır. Bundan sonra usta sıvadığı kolunu kuyunun içine sokarak tabını alır. Bu işlemle içeriye sarkıtılacak kuzuların kuyuda bir veya bir buçuk saat gibi ne kadar kalacaklarını ve ne sürede en iyi şekilde pişeceklerini tayin eder ki bu tamamen bir ustalık işidir. Kuyunun dibine süt tavası gibi özel bir kabı içinde su konulur. Bu su en fazla iki litre olmalıdır. Fazla olması halinde buharlaşma da fazla olur ve etler iyi pişmez. Kuzu pişmeye başlayınca kızarırken nebati yağlar bu kabın içine akar, ateşe dökülmez; böylece de kuzu yanmamış olur, ayrıca kebabın yumuşak olmasını sağlar. Bu biriken yağlı suya pirinç salınarak nefis bir pilav elde edilir ki, bölgede buna biran pilavı denir.
KUZULARIN HAZIRLANMASI, ETLEME: Kebap için altı aylık, bazı hallerde daha küçük kuzular kullanılır. Bazı yerlerde tercihen yapılmakla birlikte Taşköprüde oğlak (keçi) kebabı yapılmaz, tamamı kuzudur. Oğlak kebabı daha çıtır olsa da yendikten sonra vereceği rahatsızlık bakımından burada tercih edilmez. Sabah 09,00 da mezbahadan etler gelir, kuzular yıkanmadan göğüsleri ve sırtları yarılır. Karkas olarak gelen etler, sadece hortumla su tutularak temizlendikten sonra, kuyruk sokumuna kadar omurilik düzgün bir şekilde aşağıya kadar yarılır ki bu işlem kuzuların kuyudan çıkartıldıktan sonra rahat parçalanmasını sağlar. Gerdanın iki yanına bıçakla delik açılır, ağaç çubuk ile gerdanların parçaları bağlanarak tekrar birleştirilmiş olur. Arka çatıdan çengel takılarak kuyunun bileziğine takılır. Pişme olayının daha iyi olması için ön bacaklardan arkaya doğru takılacak ve kuyunun bileziğindeki çengele takılacaktır. İşte bu işleme ETLEME denir. Sarkıtılan kuzuların üzerine kuyunun kapağı kapatılır ve çamurla sıvanır.
KAPAĞIN AÇILMASI: Tavına göre, kuzular içeride bir buçuk saat, bir saat kırk beş dakika veya iki saat gibi bir süre kaldıktan sonra, sıra kapağının açılmasına gelmiştir. Kurumuş çamurlar kaldırıldıktan sonra tahta kapak birkaç defa açılıp kapatılır. Kuyunun ağzı ile kapak arasına yumruk kadar bir taş konur. Böylece kuyunun havası alınmış olur ve eriyikler yavaş yavaş tavaya akar. On-on beş dakika sonra tekrar açılır ve kebap olmuş kuzular çıkartılır.
KEBAP OLDUĞUNU ANLAMAK İÇİN: Taşköprülüler yenilen bu yemeğin kebap olup olmadığını anlamak için çatal bıçakla değil, elle yenilmesi şarttır derler. Genelde balık, tavuk ve kemikli et elle yenilirse tadı çıkar diye bir söz vardır. Bu iki kanaati birleştirerek kolları sıvayıp, elleri yıkayarak kebabı yemeğe başladığınızda ilçe halkının sadece gerçeği söylediklerini anlamış oluruz. X SAYFA BAŞI X
* * *
Taşköprü'nün köyleri için tıklayınız...
Katkılarından dolayı Foto Kubilay'a teşekkür ederiz.












| TAŞKÖPRÜ ile İLGİLİ LİNKLER | SARIMSAK ile İLGİLİ LİNKLER |
| www.taskopru.gov.tr | Reis Gıda |
| Taşköprü Belediyesi | Bitkisel-Tedavi/Sarımsak |
| www.kastamonu.gov.tr | Biyokimya/Sarımsak |
| Türkiye-Online/Taşköprü | Yemekport/Sarımsak |
| www.taskopru.net | Dinçsar Gıda |
| www.kastamonu37.com | X SAYFA BAŞI X |